Zulmün Gölgelerinden Çıkan Nur
Mekke'de yıllarca süren amansız zulüm, boykot ve işkenceler, Müslümanları doğup büyüdükleri toprakları terk etmeye mecbur bırakmıştı. Medine'ye hicret eden İslam cemaati, her şeylerini Mekke'de bırakmış, müşrikler ise onların mallarını yağmalayıp Şam kervanlarına sermaye yapmışlardı. İki cihan güneşi Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ebu Süfyan'ın idaresindeki büyük bir Kureyş kervanının Şam'dan dönmekte olduğunu haber aldığında, Müslümanların gasp edilen haklarını geri almak niyetiyle 300 küsur ashabıyla birlikte yola çıktı.
Kervan Kurtuluyor, Savaş Çanları Çalıyor
Ancak Efendimiz'in (s.a.v.) niyetini haber alan Ebu Süfyan, kervanın yönünü sahil yoluna çevirip Mekke'ye tehlike haberi gönderdi. Gurur ve kibrinden gözü dönmüş olan Ebu Cehil, kervan kurtulmuş olmasına rağmen Mekke'nin askeri gücünü sergilemek ve Müslümanları ebediyen tarih sahnesinden silmek için 1000 kişilik, tepeden tırnağa silahlı ordusuyla Medine'ye doğru yürüyüşe geçti. Müşrik ordusunda 100 atlı, 700 develi ve bolca erzak vardı; Müslümanların ise yalnızca 2 atı ve sırayla bindikleri 70 develeri mevcuttu. Askeri bakımdan büyük bir dengesizlik söz konusuydu.
Ashabın Eşsiz Teslimiyeti: "Denize Dalsan Seninle Dalarız"
Bedir mevkiine yaklaşıldığında Resulullah (s.a.v.) durumu ashabıyla istişare etti. Zira başta sadece kervan hedeflenmişti, savaş hazırlığı yoktu. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in fedakarca konuşmalarının ardından Ensâr'dan Sa'd bin Muaz (r.a.) ayağa kalkarak o tarihi sözleri söyledi: "Ey Allah'ın Resulü! Biz sana inandık, getirdiğin davanın hak olduğuna şehadet ettik. Bize ne emredersen yap. Şunu bil ki, sen bize şu denizi göstersen ve dalsan, biz de seninle birlikte o denize dalarız. İçimizden bir tek kişi bile geri kalmaz!" Bu inanılmaz teslimiyet tablosu, Efendimiz'in (s.a.v.) mübarek yüzünde tebessümler açtırdı ve ordu Bedir kuyularına doğru ilerledi.
Peygamberimizin Gözyaşı ve Yırtılan Semalar
17 Ramazan Cuma sabahı... İki ordu Bedir meydanında karşı karşıya geldiğinde Peygamberimiz (s.a.v.), seccadesine kapandı ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak ellerini göğe feryatla açtı: "Allah'ım! Bana olan vaadini yerine getir. Ey Rabbim! Şu bir avuç İslam cemaati helak olursa, artık yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak!" O öyle bir duaydı ki, ridâsı (hırkası) mübarek omuzlarından yere düşmüş, Hz. Ebubekir (r.a.) omuzuna koyarak "Yeter ey Allah'ın Elçisi, Rabbim mutlak vaadini yerine getirecektir." diyerek onu teselli etmişti.
Ve gökler yarıldı... Allah Teâla'nın melekleri, başta Cebrail (a.s) olmak üzere peş peşe yeryüzüne iniyordu. Ayet-i Kerime'de buyrulduğu gibi, Allah inananlara binlerce melekle ardı ardına yardım gönderdi.
Efsanevi Mübareze ve Yevmu'l-Furkan
Arap savaş geleneği olan "mübareze" (teke tek çarpışma) ile başlayan çarpışmada Hz. Ali, Hz. Hamza ve Hz. Ubeyde (r.a.) üç azılı müşriği (Utbe, Şeybe ve Velid) yere serdi. Ardından kopan büyük fırtına ile ashab, "Ehad! Ehad!" nidalarıyla deniz dalgaları gibi müşriklerin üzerine saldırdı. Meleklerin de yardımıyla düşman ordusunun kalbine korku düştü. Boyun eğilmez sanılan büyük Mekke ordusu dağılıyor, İslam'ın en büyük düşmanı Ebu Cehil dahil 70 müşrik ölü, 70'i de esir olarak Bedir meydanında kalıyordu. Müslümanlar ise sadece 14 şehit vermişti.